Gökçek ŞifaSize Telefonunuz Kadar YakınızÜcretsiz Google Play'de
İNDİRX
Ev / Haberler / Koruyucu hekimlik ‘kalp hastalıklarını’ önlüyor..

Koruyucu hekimlik ‘kalp hastalıklarını’ önlüyor..

Toplumun yaşlanması, sanayileşme, hızlı şehirleşme ve yaşam tarzındaki değişiklikler yirminci yüzyılda kalp hastalıklarını, özellikle de aterosklerotik(damar sertliğine bağlı) koroner arter, kalp krizi ve diğer damar hastalıklarını ön plana çıkartmıştır. Dünya sağlık Örgütü verilerine göre tüm dünyada 2008 yılında yaklaşık 18 milyon kişinin aterosklerotik kalp ve damar hastalıkları nedeniyle yaşamını kaybetmiştir. Bu sayının 2030 yılında 23.6 milyonu geçmesi beklenmektedir. Benzer şekilde yurdumuzda da kalp ve damar hastalıkları en yaygın görülen hastalık olma özelliğini korumaktadır.

Kalp hastalıklarını konjenital kalp hastalığı, ritim bozuklukları,romatizmal kalp hastalığı, kalp kapak bozuklukları,kalp kası hastalıkları, kalp yetmezliği ve aterosklerotik kalp damar hastalıkları olarak belirli gruplar altında toplayabiliriz. Çarpıntı, nefes almada zorluk, yürürken çabuk yorulma, göğüs ağrısı, inatçı öksürük, bacaklarda şişme, bayılma, dudak ve parmak uçlarında morarma gibi şikâyetler bir kalp hastalığının belirtisi olabilir.

Bu belirtilerden biri veya birkaçı varsa gecikmeden bir kardiyoloji uzmanına müracaat etmek gerekir.
Kalp hastalıklarının ilaç tedavisinden, koroner anjiyografi ve stent uygulamasına, pil takılmasından çeşitli kalp ameliyatlarına kadar uzanan ve başarılı sonuçlar alınan değişik tedavi yöntemleri vardır.

Ancak, koruyucu hekimlik uygulamalarıyla birçok kalp hastalığını önlemek mümkündür.Bu sayede,hastalıkla ilgili birçok ekonomik ve sosyal sorunlarengellenirken,kişilerin iş gücü kaybı olmadan kaliteli bir yaşam sürmesi sağlanabilir.

Koruyucu hekimlik uygulaması, kalp hastalığı gelişiminden sorumlu olan çeşitli risk faktörlerini azaltarak, özellikle damar sertliğine bağlı koroner arter tıkanmaları ve kalp krizlerinin azaltılmasında çok yararlı olmaktadır.

Yapılan araştırmalarda koroner arter hastalıkları içi tanımlanan standart risk faktörleri şunlardır;

•Ailede birinci derecede akrabalık ilişkisi bulunan bireylerde erken yaşta koroner kalp hastalığı bulunması
•Hipertansiyon
•Şeker hastalığı
•Lipid metabolizması bozukluğu
•Obezite
•Fizik aktivite azlığı
•Sigara kullanılması
•Erkek cinsiyet
•İleri yaş
•Psikolojik faktörler

Bu faktörlerden birçoğunu, toplumsal ve bireysel düzeyde alınacak önlemlerledeğiştirmek ve kalp hastalığının görülme sıklığını azaltmak mümkündür. Her yıl 12-18 Nisan arasında yapılan çeşitli aktiviteler bu amaca hizmet etmekte ve kalp sağlığının korunması için farkındalık yaratmayı sağlamaktadır.

Doğru beslenme ve zararlı alışkanlıkların önlenmesi için yapılan eğitim kampanyaları, çevresel şartların düzeltilerek hava kirliliğinin azaltılması ve fizikaktivite imkânlarının arttırılması gibi toplumsal düzeyde alınabilecek önlemler asıl olarak bireylerde koroner kalp hastalığı için risk faktörlerinin oluşmasını önlemeye yöneliktir.

Bireysel düzeyde alınabilecek önlemlerin başında, kan basıncının normal seviyelerde tutulması, şeker ve lipid metabolizmasının düzenlenmesi, kilo kontrolü, yeterli fizik aktivitenin yapılması ve sigaranın bırakılması gelmektedir.

Bu amaçla atılacak ilk adımlardan biri sağlıklı beslenmedir. Konu ile ilgili olarakçeşitli bilimsel derneklerin önerdiği beslenme şeklini an hatlarıyla şu şekilde özetleyebiliriz;

•Günlük total kalori alımı vücut kilosunu dengede tutacak şekilde düzenlenmelidir. Günlük total kalori ihtiyacının yaklaşık %25 ile 30’u yağlardan, %55-60’i karbonhidratlardan ve %10 ile 15’i proteinlerden sağlanmalıdır

•Doymuş yağların tüketimi azaltılmalı, trans yağ tüketimi mümkün olduğu kadar düşük seviyede tutulmalıdır.

•Sebze ve meyve tüketimi mümkün olduğunca arttırılmalıdır. Kuru baklagiller, kabuklu yemişler ve tam tahıllı ürünler gibi değişik besinler yeterli oranda alınmalıdır.

•İşlenmiş ve şeker katkılı yiyecek ve içeceklerin tüketimi azaltılmalı, vücudun su dengesi korunmalıdır.

• Bitkisel lif içeren gıdaların alınmasına dikkat edilmeli, günlük sofra tuzu tüketimi 5-6 gram civarında olmalıdır

•Kırmızı et tüketimi ölçülü olmalı, özellikle yağlı ve işlenmiş et ürünlerinin tüketimi sınırlandırılmalıdır. Tavuk ve hindi gibi kümes hayvanları derisinden ayrılarak yenmeli, balık tüketimi arttırılmaya çalışılmalıdır.

Kalp sağlığının korunması amacıyla, haftada toplam 2.5 ile 3 saatlik orta yoğunlukta aerobik fizik aktivite yapılması önerilmektedir. Herkes tarafından yapılabilecek en uygun fizik aktivite haftada 4 veya 5 gün 30 ile 45 dakika süren yürüyüşlerdir.

Eklem ve hareket sorunu olan kişilerde günlük 45 dakikalık tek bir yürüyüş yerine, 3kez 15 dakikalık yürüyüş yapabilir. Düzenli fizik aktivite kalp sağlığının korunması dışında, kilo kontrolünü sağlar. Tip 2 diyabeti kemik erimesini, felç ve bazı kanser risklerini azaltabilir.

Fizik aktivite yoğunluğunun biraz daha arttırılması hipertansiyonlu hastalarda kan basıncının kontrolüne, lipid metabolizması bozukluğu olanlarda ise kolesterolün düşürülmesine yardımcı olur. Şüphesiz kişinin kilosu, fizikaktiviteye başlamadan önceki kapasitesi ve varsa mevcut hastalıkları seçilecek fizik aktivite şeklini ve uygulama sıklığını etkileyecek faktörlerdir.

Sigara kullanan bireylerde sigaranın bırakılması için her türlü çaba gösterilmelidir. Kalp damar hastalığı riski sigarayı bıraktıktan sonra yıllar içinde kademeli olarak azalmaktadır.

Günümüzdeki en önemli sorunlardan biride günlük yaşamımızda çeşitli strese maruz kalmamızdır. Stresi, karşılaştığımız olaylar ve ilişkilerimizdeki baskılar sonucu hissettiğimiz sıkıntı ve zorlanma durumu olarak tanımlayabiliriz. Stres değişik mekanizmalarla koroner arter hastalığı riskini arttırmaktadır. Bu nedenle stresin azaltılması veya kaldırılmasına yönelik çalışmalar ve sosyal destek programları ihmal edilmemelidir.

Yüksek kan basıncı, hipertansiyon, önlenebilir en önemli risk faktörlerinden biridir. Diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi yurdumuzda da erişkinlerde görülme sıklığı %30 civarındadır. Kişinin kan basıncınyüksek olduğundan şüphelenmesi, kan basıncının yüksek ölçülmesi veya ailede hipertansiyon bulunması durumunda atılacak en doğru adım, uzman bir doktora başvurulmasıdır.

Doktor tavsiyesi olmadan bazı ilaç veya destek ürünlerinin kullanılması hipertansiyonun tanı ve tedavisini geciktirebilir. Yapılan ilk ölçümde kan basıncı normal olan bireylerinde 3 ile 6 aylık aralıklarla kan basıncı ölçtürmeleri olası bir hipertansiyonun erken tanısı için yararlı olur.

Daha önce de belirttiğimiz gibi sağlıklı beslenme, kilo kontrolü ve diğer yaşam tarzı değişiklikleri ile birlikte kan basıncını yükselten maddeler ve ilaçlardan uzak durulması birçok kişide kan basıncının normal seviyede tutulmasında yeterli olmaktadır. Bu tedbirlerin yeterli olmadığı durumlarda ise doktor tarafından önerilen ilaçların düzenli olarak kullanılması gereklidir. Tedaviye başladıktan sonra ilacın etkili olup olmadığının izlenmesi de sürecin önemli bir parçasıdır.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer konu da 40 yaşından sonra her 3 ile 5 yılda bir kan verilerek kolesterol ve trigliserid düzeylerinin ölçülmesidir. Bu ölçümler tecrübeli ve uygun ekipmanı olan laboratuvarlar tarafından yapılmalıdır. Ölçümden önceki 6 haftalık dönemde Diyet ve egzersiz alışkanlığı değiştirilmemelidir. Sonuçlar, kişinin tıbbi özgeçmişini ve bulgularını iyi bilen doktoru tarafından değerlendirilmelidir. Bu şekilde koroner arter hastalığı riskini azaltabilecek doğru önlemler seçilebilir.

Sonuç olarak, koruyucu hekimlik uygulamaları, kalp damar hastalıklarının görülme sıklığını azaltarak, toplumda önemli bir sağlık sorununun çözülmesine ve bireylerin yaşam süresinin kaliteli bir şekilde uzatılmasına katkıda bulunacaktır.

Dikkatinizi çekebilir

Tüm bildiklerinizi unutun! Her şeyden ye az ye!

Her üç kişiden birinin kilolu olduğu günümüzde obezitenin artık büyük bir problem olduğunu gönül rahatlığı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.